Orucun etki alanları


Yazdır


“Tok iken yemek hem hastalık hem haramdır.”  (Hadisi Şerif)

Uzun bir oruç tedavisine başlayan bir kişi ilk iki-üç ve maksimum dört gün açlık hisseder. Bu durum çoğu zaman oruç tutanın psikolojik bakımdan hazır olması ve deneyimine bağlıdır.

Bazı durumlarda, özellikle bağırsakların aşırı yüklenmesi durumunda açlık hissi tüm oruç boyunca sürebilir, fakat bu istisnai bir durumdur. İlk günlerde aşırı kilo kaybı olur (günde 1-1,5 kg) tedirginlik artar, keyifsizlik meydana gelebilir. Yaklaşık ikinci günde karaciğerdeki glikojen stoğu tükenir ve organizma öz fazla yağlarına sarılır. İkinci, üçüncü günde dilin üzerinde, nispeten sağlıklı insanlarda beyazımsı, hasta olanlarda sarımtırak, kırmızı, beyaz veya kahverengi pas oluşumları meydana gelir. Yoğun bir şekilde toksin atılımı başlar, idrar koyulaşır. Orucun bir sonraki aşaması 7-8 gün, yoğun toksin birikiminde ise 10-12 gün devam eder. Bu aşamada organizmanın dışarıdan beslenmeden, dâhili ve enerjiyle beslenmeye geçişi tamamlanır. 2-5 günde ayrıca idrar, ter ve ağız kokusu meydana gelir.

Bazı kişilerde bu dönemde halsizlik, yorgunluk meydana gelir, kış aylarında üşüme olur. Hastalıklı organ ve eklemler kendini göstermeye başlar. Ağırlık ve diğer şiddetlenme belirtileri oluşur. Bu normaldir, çünkü temizleme sürecinin başladığının belirtisidir.

Bu aşama kriz dönemi ile tamamlanır. Kriz, organizmanın uyarılmasıdır. Birkaç saat içerisinde, özellikle geceleri, insan kendini son derece iyi, daha dinç hissetmeye başlar.

Ayaklarda halsizlik, üşüme, uzun süreli yürüyüş sonrası yorgunluk oluşabilir, fakat morali yerinde olur. Bu sırada organizma tamamen endogen (dâhili) beslemeye ayarlanır. Günlük kilo kaybı 100-200 gr. ve daha az rakama kadar azalır, özellikle yağ stokları kaybolur. Elbette ki öncelikle organ ve dokuların hasarlı, hastalıklı bölgeleri kaybolur.

Gövde ağırlığının yüzde 20-25’inin kaybı tamamen zararsız kabul edilmektedir, yani bu hadde ulaşmak için en az 50-60 gün oruç tutmak gereklidir.    Kriz sonrası organizmamız öyle güçlenir ki, insan karbonik oksit asit hazmetmeye başlar. “Boşaltma-diyet terapisi” uygulamasında, iyileşmenin önemli noktalarından biri olan asidoz oluşur. İşte bu durum, fotosentez ilkesine, yani dünyada en ideal sentez yoluna dayanarak kanda eriyen karbonik asit gazın hazmedilmesini sağlar. Netice, aldığımız atmosferik hava “beslenme” ortamımız olur.

Başka bir deyişle, havadan azot tüketimi ile birlikte hücrelerin CO-2 hazmetmesiyle insanın normal hayatı için gerekli nüklerik asit, protein (besi özü) ve diğer biyolojik aktif maddelerin kaliteli bir biçimde oluşmasına olumlu koşullar sağlar. Diğer bir deyişle, oruç sırasında havadan azot ve karbonik asit gazı tüketiriz ve bunlar da vücudumuz için gerekli proteini oluşturur. Bu süreç, bu oluşumlar hangi enerjiden kaynaklanıyor sorusunu beraberinde getirir. Gün içerisinde depodan 100 gr. tüketerek insan enerji ihtiyaçlarının yarısını bile karşılayamaz ki! Bazı insanlar günde ancak 50-70 gr kaybederek aktif çalışmaya devam eder.

Peki, bu nasıl olur?  Bitkileri hatırlayalım. Onlar enerjiyi güneşten alır ve dolayısıyla hava karbonik asit gazını ve mineral tuz azotunu organik bileşimlere dönüştürebilirler. İnsan ayrıca doğa ve uzay ile beslenme kabiliyetine sahiptir, ancak normal durumlarda bu çok az sayıda insanda meydana gelebilir.  Şu anda dünyada yemeden ve hatta su bile içmeden yaşamakta olan birkaç kişi biliniyor. Gerçekte onların sayısı daha fazladır, fakat bilim adamları sadece birkaçını bulabilmişlerdir. Bu insanlar sürekli “yaşam enerjisi”, “ince”, “prana”, “ki” enerjisi sayesinde yaşarlar, normal bir insan ancak uzun açlık sırasında bu enerjiyi aktif olarak alabilir.

Çok az miktarda gıda tüketildiğinde bile, dâhili beslenmeye yönelme sağlanamaz, gerekli amino grup asitlerin sentezi gerçekleşemez. Yarı oruç sırasında insan zayıf düşer ve hatta daha kısa sürede ölüm gerçekleşir. Hâlbuki insan hiç yemeden haftalar ve aylar boyunca yaşayabilmektedir. Herhalde 3 günlük oruçların neden faydalı olamadığını anlıyorsunuz, bilinen o ki, kısa süreli oruçlarda vücut ne iç beslenmeye yönelebilir ne de arınmaya.

Diğer taraftan yetersiz beslenmeden dolayı halsiz ve bitkin düşer ve sonradan toparlanamaz. Meyve suyu orucu yaptıranlar da büyük bir yanılgı içindedirler; ne yaptıklarının farkında bile değildirler ne yazık ki. Buradan anlaşılıyor ki hapishanede ölüm orucu tutanlar yarım oruç tuttuklarından ve iç temizliği yapılmadığından dolayı ölmektedirler. Diğer halde insanın açlıktan ölmesi sanıldığı kadar kolay değildir.

Genel olarak oruç insanları çok farklı etkiler. Kimisinde üşüme olur, diğerlerinde olmaz. Kimileri yorgunluktan zor yürürler, diğerleri kendilerini dinç hissederler, evde oturmak istemezler, kimileri ağrılardan duramazlar, siyah, yeşil kusmalar ve geğirti olur, diğerleri hiç bir olumsuz etki hissetmezler.

Tüm bunlar başlangıç durumuna, düşünce şekli ve arınma prosedürlerine bağlıdır.  Dokuların yenilenmesi genel olarak yaklaşık 14. günde kendini gösterir. Ülser, karaciğer, böbrek ve diğer organlar aktif olarak tedavi edilmeye başlar. Fakat bu aynı zamanda gerçekleşmeyebilir. İçsel doktorumuz, bilinçaltımız arınmanın sıralanmasını, öncelikle nelerden arınacağını belirler.

Burada, olayların kendiliğinden gelişmesine engel olmamak,  fakat oruç rehberinin izni ve tavsiyeleri doğrultusunda lavman yapmak, duş almak, temiz havada yürüyüş yapmak, gerekli olduğu durumlarda kusarak vücuda yardımcı olmak önemlidir.

Tamamen arınma ve tüm hastalıklardan kurtulmanın belirtisi, dilin pembeleşmesidir. İnsanda müthiş iştah meydana gelir bu durum 35, 40 veya 55 günden sonra oluşabilir.

Bazı durumlarda, özellikle ağır hastalıklarda, iyileşmek için orucun bir seansı yeterli olmayabilir. Böyle durumlarda tekrarlamak gereklidir.  Ama şunu bildirmemiz gerekir ki, bu tedavi bir tecrübeli oruç uzmanının gözetimi altında yapılırsa iyi sonuçlara ulaşmak mümkündür. Diğer halde hayati tehlike kaçınılmazdır.          



   

geri dön  sayfa başına dön

Şifa Orucu | © 2012 - 2014 Tüm Hakları Saklıdır. www.sifaorucu.net | Yazılım & Teknik Destek & Tasarım: farkistanbul