Tuz Nedir, Ne Değildir?



Yazdır


Son zamanlarda dünya çapında tuzun serbest kullanılmasına yasak çıkmıştır.. Çünkü son bilimsel ve teknolojik araştırmalar tuzun hiç bir faydası olmadığını, aksine bir sürü hastalıklara sebep olduğunu ortaya koymuştur…

Ne yazık ki tuz tüccarları bu sefer piyasaya « deniz tuzu » « kaya tuzu » ve « himalaya tuzu » diye yeni tuzlar sokmaya başladılar. Ve masum halkın sağlığını tehdit etmeye, canını okumaya yeni bir yol buldular… İşte bu karmaşayı aydınlatmak için bir tecrübe yapma kararı aldık…

Geçenlerde HİMALAYA TUZU tüccarları, bana faydalarını anlatmak için bu tuzdan getirmişlerdir. Organik ve doğal tuz diye methetmeye başladılar. Peki dedim: Bu tuzu suda eritsek ve kaynatsak su ile beraber tuzda buharlanıp yok olacak mı sizce? Tabi ki  buharlanacak dediler.. Çünkü tam doğal tuzdur. Onlara tüm kaya tuzlarının ağır kanserejon metaller içerdiğini anlatmaya çalıştım,  kabul etmediler… Nihayet himalaya tuzunu suda erittim, sobada kaynattım. Sonuç resimde gördüğünüz korkunç manzara ortaya çıktı… Ve tuz tüccarları susmaktan başka çare bulamadılar.

Bilinmesi gereken bir şey vardır: Tuz çok önemli bir maddedir, yani bu maddeyi kullanmadan yaşamamız imkânsızdır. Peki, nasıl oluyor da ben, 30 seneden fazladır herkesin bildiği hiç bir tuz nevinden istifade etmeden ayakta kalabilmişim. Çok basit yediğimiz tüm meyve sebze ve kuru yemişlerde az çok organik tuz mevcuttur. Gün içinde 2 gram gerçek tuza ihtiyacımız vardır; dolayısı ile ben Rabbimizin eksiksiz yarattığı bu gıdalardan fazlası ile doğal tuz almış oluyorum.

Yeri gelmişken bir meseleyi de açıklayalım: Bazı arkadaşlar haklı olarak şöyle bir soru soruyorlar; Neden Peygamber Efendimiz (sav) yemeye tuzla başlıyor, zira tuz 70 derde şifadır demiştir? 

Dikkat ediniz, dilinize azıcık tuz dokundursanız ağız suları, bildiğimiz tükürük çoğalıyor. Peki, Efendimiz neden yemekten sonrada tuzu kullanmamızı öneriyor? diye düşündünüz mü? Yemeklerden önce ve sonra ağız salgıları çoğalıyor, malum olduğu gibi çağımızın insanları yemekleri sadece yutuyor çiğnemiyor.
 
Bu yüzden insanlarımızın yüzde sekseninde mide sorunları vardır. Burada anlaşılması zor ama aslında çözümü kolay bir çelişki vardır. Ağız suları mideye aktarılmadığı takdirde mide asidi gıdaları kesinlikle parçalayamaz hazım edemez.   Bu durumda,  mide asidi çoğalır ve mideyi  aşındırır  hatta delip deşer, yiyeceklerde o sıcak ortamda çürür sonrasını  siz düşünün artık…..

 Ne varki yemeklerden önce ve sonra kullandığımız azıcık tuz ağız salgılarının çoğalmasına sebep olur. Çünkü tuz vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirir. Bu zararlı maddeden kurtulmak için önce ağzımızda tükürükler çoğalır ve yemekten önce mideye aktarılır, yediğimiz yemeklerin hazmı kolaylaşmış olur. Yemek sonunda tuz kullanıldığında bu ağız salgısı daha da artmaya başlar, ağız suları tekrar mideye inerek hazmı hızlandırır. Böylece kolay bir yolla 70 hastalığın önü alınmış oluyor…. 


Tuz nedir? Bu soruya en iyi ve kanıtlı cevabı Oruç Mucizesi kitabının yazarı Paul. Bregg (ABŞ) vermiştir. 
“Tuz;” bu sade gıda hakkında siz neleri biliyorsunuz? Eğer bilseniz, hayrette kalırsınız.

-Sizlere sorarım ki, yemeklerinizde kimyasal ilaçlar olan natriym kaystik, klor ve keskin zehirli gaz, kullanıyor musunuz?
Her halde, Aklı olan kimse bunu yapar mı dersiniz. Tabi ki, kimse böyle yapmaz. Ama ne yazık ki, hakikatte insanlar bu kimyasal maddeleri yemeklerinde kullanmaktadırlar 

Nasıl? Çok basit: 

Çünkü söylenen kimyasal maddeler TUZ denilen zehirli maddenin terkibinde mevcuttur. Her gün yediklerinize sadece diliniz tatmin olsun diye eklediğiniz bu korkunç maddeyi hiç araştırdınız mı? Ama ben araştırdım: Lütfen aşağıdaki notları dikkatle okuyun. 

1.TUZ— gıda değildir. Onu kullanmaya hak vermek KCL2, CaCL2, RCL2 ve diğer kimyasal maddeleri akılsızca kullanmak demektir.
TUZ- Beden tarafından hazım olunamaz ve kullanılamaz. Tuzun terkibinde hiçbir vitamin ve besin değeri yoktur. 
Tuzun zararları sayılamaz derecede çoktur. Öyle ki, böbrek, kalp, idrar yolları, eklemlerde, kan dolaşım sisteminde ve sindirim sisteminde akıl almaz rahatsızlıklar yapar.

2. TUZ - eklemlerde ve dokularda yığılarak şişkinliklere ve ağrılı, sancılı romatizma hastalığına sebep olur.

3. TUZ - kalbe zehir gibi tesir eder.

4. Organizmada yararlı olan “kalsiyumun” yok olmasına sebebiyet verir.

5. TUZ - şişmanlığa ve omuriliğin kireçlenmesine neden olur. Bilesiniz ki, 1 gram tuz vücutta 250 gram su biriktirmektedir. 

Sorabilirsiniz eğer doğrudan da TUZ bu kadar tehlikelidir, peki neden bu kadar geniş kullanıyor? 

Cevap: Sadece alışkanlıktan dolayı TUZ bu kadar kullanılmaktadır. Bu alışkanlık uyuşturucu alışkanlığına benzer. 

İnsanlar tuz ayyaşı durumundadırlar, ne yazık ki, kimse bu gerçekleri kâle almak istememektedir. Fakat yer yüzeyinde yaşamakta olan birçok halklar var ki tuzun ne olduğunu bilmezler.

Örneğin, Eskimo halkı tuzu hiç bilmiyorlar ve kullanmıyorlar. Onlara tuzu gösterince “TUZ bize sigara ve uyuşturucu tesiri verir.” demişler. Birçok hayvanlara TUZ zehir gibi tesir eder. Özellikle ev kuşlarına. Düşünün ki domuz kadar kaba hayvan fazla tuzdan ölüyor. Tuz inorganik olduğundan dolayı insan vücudundaki doku ve hücreler tuzu tanımıyor.

Burada şöyle bir soru akla geliyor: Acaba niye tuzlu bir şey yedikten sonra canımız fazlasıyla su ister? Niçin insanda anormal bir susuzluk oluyor? Bu hal canımızın tuz adlı acayip maddeye karşı isyanıdır, hemen ”zehirden “kurtulmak ister. Suyu talep eder ki tuzu böbrekler vasıtasıyla dışarı atsın. O, zarif böbreklerin halini düşünebiliyor musunuz? Vücudumuzda tuzdan en fazla zarar gören böbreklerimizdir. 

İnsan böbreklerinin vücuttan dışarı atabileceğinden fazla tuz alınırsa bedenimizde neler oluşuyor? Alınmış tuzlar ayaklardan başlayarak vücut eklem ve deri altına yerleşir. Böylece vücut yavaş yavaş deforme oluyor. Bu zehirden kurtulmak için beden otomatik olarak oraya su gönderir, bununla tuzdan kurtulmak ister. 

Neticede bedenin bu bölgelerinde su tuzla birleşince ilk önce sıvı hale geliyor. Günler geçince bu sıvı sertleşir, eklemlerdeki kemikler arasındaki sıvı “çimento” haline döner. 

Böylece acı ve ağrılar ortaya çıkar, insanlar bu derde bir isim arar ve bulurlar. “romatizma” 
Evet, hayret etmeyin bu acıda olsa gerçektir. Romatizma hiçbir ilaçla iyileşmez ve herkes bunu kabul etmek zorunda kalır. Hayatının sonuna kadar uyuşturucu ilaçları kullanmaya devam eder. Tuz aynı zamanda kalp için de tehlikelidir. Tuz kalbin ritmini ve tansiyonu bozar.

Tuz ve Yüksek Tansiyon

Doktorlara göre tansiyonun yükselmesinin birçok sebebi vardır. Stres, sıkıntı, sanayi ve arabaların verdiği gaz, böceklere karşı kullanılan hormonlu ilaçlar, hastalandıkça kullanılan ilaçların yan etkileri, uzun süre devam eden hastalık, fiziki ve zihni yorgunluk.

Fakat tüm bunlardan başka çokları bilmez ki, yüksek tansiyona esas sebep tuzdur. Yüksek tansiyonu geçici olarak kimyasal ilaçlarla düşürmek, yani hastalıktan tamamen kurtulmak imkânsızdır. 

Dr. Paul C.Bregg: Aşağıda tuzun ne kadar zararlı olduğunu ispatlamak için “ölüm vadisine yaptığı yürüyüşü anlatıyor. 

“Benim Kaliforniya’daki ölüm vadisine yürüyüşüm; sıcak havada tuzun gereksiz olduğunu ispatlamak için, dünyanın en sıcak yeri olan Kaliforniya’da ki, ölüm vadisinde yürüyüş yapma kararı aldım .Yılın en sıcak ayları olan 7- 8. aylarda yola çıkmak için kolejden 10 güçlü sporcu gençleri sefere çıkmaya davet ettim, seferimiz Fernes-Krik-Ranço’ dan ölüm vadisine oradan da Stouvnayn Yells’ e kadardı. 

Sefer boyunca gençlere istedikleri kadar su ve tuzlu hap verilirdi, bizimle beraber çeşitli (ekmek, peynir, simit, sucuk ve başka) yiyeceklerle yüklü araba geldi.

Arzu edenler yemeklerine istenilen kadar tuz ilave edebilerlerdi. Ben normal su dışında hiçbir gıda veya “tuz” almadım, oruca devam ettim.

Sefer, 7. ayın sonlarında başlamıştı ateşin yüksekliği 41’ gösterirdi, biz saat onda yola çıktık güneş yükseldikçe daha yakıcı olurdu. Nihayet öğlen sıcaklık 54°’ye yükseldi kuru ateş sanki her şeyi kavururdu.

Gençler durmadan tuzlu hapları alıyor ve üzerlerine soğuk su döküyorlardı. Kahvaltı da sandviç ve vetçına yediler üzerine kola içtiler, yemekten sonra biraz dinlendik ve sonra ateş gibi kızarmış kum üzerinde yola çıktık.

Kısa zaman sonra sağlıklı ve güçlü olan gençlerde garip haller başladı. Onlardan üçü kendililerini kötü hissederek kusmaya başladı, onları Fernes- Kriko- Ranço ya gönderdiler. Geriye kalan 7 kişiyle yolculuğa davam ettik, onlar yine olduğu gibi yerler ve tuzlu haplar alarak fazlasıyla su içerlerdi. Aradan biraz zaman geçti, bu gençlerin beşi de gözlenilmeden karınlarında ağrı hissettiler ve durumları çok perişan oldu. Onları da hastaneye kaldırdılar.

Diğer iki kişi ve ben yolumuza devam ettik saat 4 olduğunda güneş sırtımızı acımasızca yakıyordu. Birden o iki genç aynı zamanda güneş çarpmasından yere düştüler, onları da hemen doktora götürdüler

Yalnız hiçbir gıda ve tuz hapı almayan kişi sona kadar gidebildi. Bu kişi büyük baba, Dr. P. C. Bregg idi. 

Ben tek başıma son noktaya vardım kendimi iyi hissediyordum. Bütün yol boyu sadece ılık sudan başka bir şey almadım. Gece çadır kurarak orada kaldım ve sonra ki gün aynı yolu geri döndüm, tabii ki açlığı sona kadar devam ettirdim. Doktorlar beni baştan ayağa muayene ettiler ve bendeki süper sıhhati görüp hayrette kaldılar. Böylece ilim adamlarına sıcak havada tuzun yararsız olduğunu ispatladım ve bu yürüyüşü bir daha tekrar etmeye hazır olduğumu bildirdim. Bununla da “sıcak günlerde vücut tuz kaybeder” teorisini çürüttüm. 

Bir gün içinde vücuda gerek olan tuzun miktarı ne kadardır? Burada konu organik tuzdan geliyor. Herkes çok iyice biliyor ki, piyasada satılmakta olan tuz inorganik tuzdur ve insan vücudu o tuzu tanıyamaz 

Bu konuda çok araştırmalar ve denemeler yapılmış ve bir gün içinde vücuda gereken tuzun miktarı 0,5 veya 1 gramı olarak gösterilmiştir. Günlük gerek olan bu tuz, aldığımız tüm meyve, sebze, yeşil bitkilerde ve kuru yemişlerde yeterince vardır. Beden bir gün içinde bu ölçüden fazla tuzu kaldıramaz. Dünyada insanların çoğunluğu bu ölçüyü 15- 30 kat fazlasıyla alırlar, yemeklerde alınan tuzun dışında zaten bütün hazır gıdalarda gizli tuz katkısı vardır. Örnek olarak ekmekte, pastalarda, peynirlerde, sucuk ve konservelerde fazlasıyla tuz vardır. Amerika’da tuzdan en fazla azap çeken doğuda yaşayan zencilerdir, araştırıldığında belli olmuştur ki, onların yedikleri her şeyde tuz vardır. Ben Virdini’de doğdum ve orada büyüdüm benim akrabalarımın çoğunluğu yüksek tansiyon hastasıydı. Onlar zamansız olarak kalp krizinden veya böbrek hastalıklarından öldüler. Çünkü onların yedikleri her şey fazlasıyla tuz içirirdi Onlar 30 yaşlarındayken devamlı olarak hasta olurdular, onların eklemleri deforme olmuş ve hep acı içinde kıvranırlardı”
Yüksek dozda tuz çocuğu kısa zamanda öldürebiler, doğada iki çeşit tuz vardır “organik” ve “inorganik” inorganik tuz herkesin beyaz ölüm olarak adlandırdığı ve herkesin de seve seve kullandığı beyaz tuzdur. İnsan organizmasına “organik” tuz yani mineral tuz gerekir, tabiatta yeterince mineral tuz vardır biz mineral tuzu kerevizde, havuçta, patateste, domateste, turpta, terede ve deniz bitkilerinden fazlasıyla alabiliriz.

Bilinmesi gereken şudur ki, sebze ve meyveleri pişirince organik tuzdan yoksunlaşır odur ki, biz “inorganik” olan kristal tuzu kullanmak zorunda kalırız.

 Tuz hücrelerin suyunu atmasına engel olur; dolayısıyla birçok artıklar bedenden çıkamaz. Bedende 'yer eden bu “artıklar” zamanla birçok hastalıklara yol açar;' özellikle etli ve peynirli bir, beslenme tarzı uygulanıyorsa. Çünkü bu tür besinler bedenin su gereksinimini artırır. 

Mutfakta kullandığımız tuz bir zehirdir, günde 20-30' gr. (1 çorba kaşığı yaklaşık 15 gramdır) tuz fazla ve zararlıdır. Sırasında günde 3 gr. tuz bile zararlı sonuçlar verebilir. Tuz vücudumuzun tanımadığı inorganik bir maddedir. Bir gün içinde 2 gram organik tuza ihtiyacımız vardır. Yediğimiz meyve ve salâtlarda fazlası ile organik tuz mevcuttur. Tuz migren, dişetleri şişmesi, mide• bağırsak iltihabı, basur gibi hastalıklara zemin hazırlar. Kalp, karaciğer, böbrek rahatsızlıklarında tuzsuz besin yemek şarttır. Ancak tuzdan tuza da fark vardır. İnsana yararlı olan 'rafine edilmemiş tuz aşağıdaki hastalıklarda sakıncalıdır: Damar sertliği, yüksek tansiyon ve sürmenajdan ileri gelen rahatsızlıklar, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, kilo fazlalığı  (bedendeki yağları eritmeden önce aşırı suyu atmak •için tuzu kısıtlamalı). Ayrıca her türlü cilt hastalığında (sivilce, çıban, kaşıntı.), gebelikte, alerjide, ürtiker, egzama, saman nezlesinde ve bazı ödemlerde tuz sakıncalıdır. 

Fareler üzerinde yapılan deneylerde, hayvanların içme suyuna tuz katılınca kısa zaman sonra sürmenaj hastalıkları baş göstermiştir. Sağlıklı rafine tuzu ve albümini az besin verildiğinde bu küçük hayvanlar sürmenaj hastalıklarına daha kolay karşı koyabilmişlerdir. 

Vücudumuzu tuzdan nasıl temizleyebiliriz

Bu soruya Dr. P. Bregg şöyle cevap veriyor: “Benim bu konuda 50 senelik tecrübem vardır, ben inanırım ki en azı 4 günlük açlık yapılırsa tuzların bir kısmından kurtulmak mümkündür. Bunu açlık zamanı idrar tahlili yaptırarak anladım. 4 gün aç kalarak sadece saf su için, sabahları ilk idrarınızı bir şişeye alın ve ağzını kapatarak soğuk yerde 2-3 hafta bırakın sonra bakınca tuzla beraber başka toksinlerinde çıktığını gözünüzle görebilirsiniz, bu tuz ve toksinler organizmanızı terk ettikten sonra böbrekleriniz rahat çalışmaya başlar, ondan sonra ağzınızın kuruması yok olur, derinizin rengi pembe renk alır, siz genç ve dinç bir görkem alırsınız açlık zamanı vücut ilk önce tuzdan ve onunla bağlı kilodan kurtulur.

Siz gözlerinize inanamazsınız çünkü oruçluyken hayatınızda mucizevi bir dönüş olacak ve daha önceler yediklerinizin hazmıyla uğraşan “hayat enerjisi” bedeninizin her bir hücresini toksinlerden temizlemekle uğraşacaktır, bununla da bedeninizin her hücresi gençleşmeye devam edecektir, oruçluktan önce ve sonra tuz almamaya gayret etmelisiniz. 

Tuzdan korunmak o kadarda kolay değildir çünkü bütün hazır yiyeceklerde gizli tuz vardır. Ama unutmayın sağlıklı ve uzun yaşamanın sırrı hayatınızı hırpalamamaya bağlıdır. 

Her gün alınan tuz hafta içi 2 -gün “oruç” tutmakla vücudunuzdan atılacaktır. “Ben hiç bir zaman tuz kullanmıyorum evime kesinlikle tuz giremez, biz terkibinde doğal tuz olan tabii meyve ve sebzeler kullanırız.” 

Samsun devlet Hastanesi Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Dinççağ, tuz kullanımına karşı vatandaşları uyardı.
Yemeklerde tuz kullanmanın bir alışkanlık olduğunu hatırlatan Dr. Dinççağ, yapılan araştırmalarda fazla tuzlu beslenenlerin hipertansiyona (yüksek tansiyon) yakalandıklarının görüldüğünü ifade etti. Yüksek tansiyonlu olanlarda inme (felç Hastalığı) miyokardinfarktüsü ve ölüm oranının yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. M. Dinççağ, “ABD’ de yapılan bir araştırmada tuzsuz baslenenlerde ölümlerin altı ayda yüzde 50 azaldığı tesbit edilmiştir. Akut koroner ölümler yani miyokard infarktüsü sonucu ölümler de azalmıştır. Yine omega-3 yağ asidi içeren gıdaları alanlarda da kalp hastalıklarına yakalanma azalmıştır.” 

Dünyada halk sağlığı programları düzenlendiğini hatırlatan Dr. Dinççağ. “Avrupa’da felç hastalığının en çok olduğu ülke olan Portekiz’de, halkın tuz alımını azaltmak için Sağlık Bakanlığı uzun vadeli program başlatmıştır. Amaç toplumun tuz tüketimini azaltmak ve bunun sonucu ülkede sık oluşan felç hastalığının önlenmesidir. Türkiye’de de bu tür sağlık programlarına ihtiyaç var” diye konuştu. 31 Ağustos 2004 Salı. Hayat.


   

geri dön  sayfa başına dön

Şifa Orucu | © 2012 - 2014 Tüm Hakları Saklıdır. www.sifaorucu.net | Yazılım & Teknik Destek & Tasarım: farkistanbul