Orucun 26. günündeyim

Ayşe Yıldırım, Konya


Yazdır


Orucun yedinci gününde şekerim 60’a kadar düştü.

Selam ve dua ile.. 

Oruçla yepyeni bir hayata başlamamda, oruç öncesi, zihni hazırlık süreci, motivasyonumu sağladı.

Oruç Öncesi: Önemli nedenlerimizin olması lazım. İnsanın hatalarıyla, kötü alışkanlıklarıyla yüzleşebilmesi için önce onların varlığını tespit etmesi gerekir. Bu ise yüzündeki kiri görebilmek kadar zor bir durum.

Hasta isem, kilolu isem başka suç ortakları aramamalıyım, aşamasına gelinceye kadar kendimle mücadele etmem gerekiyordu. Bedenimi bir ülkeye benzettim. Yabancı güçler yönetimi ele geçirmiş, içeride büyük tahribat var, yıkım var, bu düşman güçlere ya teslim olacaksın, ya da savaşıp yönetimi devir alacaksın. Çıkış yolu bulmalı, iç dünyam da savaş başladı. Yanlış alışkanlıklarımla, alışkanlıklarını değiştirmek isteyen, devrimci ruh haleti ile… 

Oruç tedavisi kişiye bu fırsatı veriyor, kendi kendine hükmetme. Oruca karar verenler, aslında bir devrime hazırlandığını bilmesi lazım. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Bir düşman var. Kim kime bu kadar zaman, o kadar fazlalıkları, yükleri taşıtabilir ki? Bu düşman çok seviliyor olmalı. Kötü alışkanlıkların. Bu kötü gidişe dur demezsem, önce kendime sonra sevdiklerime, yük olarak zarar verecektim.  

Gülhan Beydemir’ in kitabı vesilesiyle olmazsa olmaz yiyeceklere veda ederek su orucu tutmaya karar verdim. Kitabın ismi çok dikkat çekiciydi. Bıçaksız Ameliyat. Bir işe başlarken en önemli unsur karar vermek idi. Bıçaksız Ameliyat’ı defalarca okudum. Oruç sırasında da bölüm bölüm okumaya devam ettim. Düşündüm. Şimdiye değin tüm olumsuz sonuçlanan tecrübelerimle ve bilgilerimi zihnimde yoğurarak tedaviye adım attım.   Oruç Sırası: Motive olmak lazım. Yaptığına inanmak lazım. Oysaki bizler hastalıklı hayatlarımızı yaşarken sıkıntı yaşamıyor muyuz? Oruç sihirli bir el. Tepeden düşerek her şeyi halletmiyor. Kişi kendisi mücadele ederse, ona hizmetkârlık yapıyor.  

Orucun ilk günlerinde halsizlik ve bitkinlik vardı. Kendi kendime telkinde bulunarak, dayanıklı olmalıyım, şikâyetçi olmamalıyım diyerek aciz görüntümü bastırmaya çalışıyordum. Çünkü en ufak bir şikâyette bulunsam, etrafımdaki hiç kimse oruç tedavisinin idrakinde olmadığı için motivasyonum düşebilir etkisiyle, iyi olmaya, zayıf gözükmemeye çalıştım. Bir ev düşünelim, yıllarca temizlik yapılmamış, görüntüyü düşünün, zihninizde canlandırmaya çalışın.  

Vücudumuzu dikkatsizce kullanışımız farklı bir görüntü oluşturmuyor. Çoğu zaman sıkıntılar ortaya çıkınca farkına varıyoruz. Düzeltmek de çok zor epeyce emek istiyor. Öncelikle psikolojimizi düzeltmek için kararlı olmak zorundayız. Vücut temizliği inanın bir evi temizlemekten daha zor. Kastettiğimiz iç organlarımız. Açıkçası yönetim el değiştiriyor. Başlangıçta şikâyet etmeyi terk etmeliyim. Sıkıntısız olması mümkün mü? Esir olduğum tutkuların etkisini kırmak zorundayım, kendime söz geçirip iktidara layık olmalıyım.  

Ben kendime hâkim olmazsam başkalarının benim adıma iyi düşünmelerinin dahi faydası olmayacak. Hiçbir olumsuz etkileme faaliyetinden etkilenmeden bu yolculuğun sonuna kadar gitmeye karalıydım. Oruçlu günlerim bu duygularla geçiyordu. Orucun yedinci gününde şekerim 60’a kadar düştü. 

 Çok bitkindim.  Gülhan Beydemir’le irtibat kurduk. Bize yardımcı oldu. Işık tutu. İyileşmek istemeyen hastalar, doktorların kendilerini taşımasını istiyor. Doktorun görevi benim gözümde rehberliktir. Bu yüzden çok sık aramamaya çalıştım. İhtiyacım oldukça, zira insanın zamanı değerli. 

Oruç günlerimde, yemeğin beni değil, benim yemeği taşıdığımı gördüm. Şunu yaşayarak öğrendim ki insan kendisini hangi zamana ayarlarsa, o zaman içerisinde acıkma hissi yaşıyor. 2 saat, 2 gün ya da 20 gün fark etmiyor. İhtiyacımız olan şey bilinç, niyet, sabır, inanç ve zaman. 

Oruç sırasında sık sık geğirme, sürekli midede yanma ve hıçkırık. Ara ara hapşırma. 17. günden itibaren derimde farklılıklar görmeye başladım. Küçük küçük yaralar ve kaşıntı. 20. Günden itibaren su içemez hale geldim. Ağzımda kötü bir tat, hemen kuruyor, konuşamaz hale geliyorum, minik bir yudum suyu yutabiliyor ama ikinci bir yudum suyu içemiyordum. Gün boyu içtiğim su 2 – 3 bardağı geçmiyordu. Doktor beye sordum iyi olduğumu, vücudun daha çok hastalıklı hücre kullanacağını söyledi.  
Oruç boyunca temiz hava, güneş, serin duş ve yürüyüşün çok faydasını gördüm. Bu arada sosyal hayatım devam ediyordu. Gidip geleceğim hiçbir yerden kalmadım. Âdetim üzere misafir almaya devam ettim. Ev halkının yemeklerini pişirdim. Oruç günlerimin tamamında toplum içindeydim. Hal böyle olunca olumlu ve özellikle olumsuz tepkiler aldım. Hak veriyorum onlara, yıllardır büyüttüğümüz tabuları, önyargıları bir anda değiştirmek mümkün mü?  

Son günlerimde iştahım hep kapalıydı, ama gittikçe artan doygunluk ve tokluk hissi yaşadım. İlk defa kendimi bu kadar doymuş ve tok hissettim. Orucun 26. günündeyim, etrafımda ki herkes beni izliyor, “aç” olduğum için acıyorlar. Ben ise onlara başka bir âlemden bakıyordum. O derece zararlı yiyeceklere kendilerini kaptırmış oldukları için onlara acıyordum. İlk defa ruhumun özgürleştiğini, nefsimin uysallaştığını, bundan böyle bedenime yaptığım kötülüklerden uzaklaşacağımın idraki içindeydim. Mutluydum, umutluydum.

Oruç Sonrası: Savaşlar niçin yapılır? Bağımsızlık ve özgürlük için. Kime karşı? Zararlı dış saldırılara karşı. Savaşmayı benimsemesek dahi hazırlıklı olmak zorundayız. Şimdilik savaş bitti kazandığımı biliyorum ama mücadele bitmedi bir ömür boyu disiplinli yaşantıya alışmak zorundayım. Kendimi sürekli tok hissediyorum, iştahım kapalı ama orucu açmak zorundayım. 
Beydemir’in gönderdiği özel oruçtan çıkış programını itinayla uyguladım. 2,5-3 su bardağı sebze sularını minik yudumlarla gün boyu ancak bitirebildim. İştah kapalı olduğu iki gün mide bulantısı devam etti. Sonra her şey iyiye doğru gidiyordu. Bu zaman zarfında hiç yemediğim tarzda beslenmeye geçtim. Sebze yerdim ama pişmiş olarak. Doktor beyin tarifi üzere salata tarzı çiğ yemeklere başladım.  

Bunları yiyemem demedim. Bana faydalıysa neden itiraz edeyim. Bu kadar emekten sonra alışmadığım tarz diyerek burun kıvırmak doğru mu? Yani alışkanlıklarımla savaş devam ediyor. Artık yeni tarz beslenme hoşuma da gitmeye başladı. Etrafımdakiler soruyorlar ne zaman normal yemeye geçeceksin diye. Bana göre bu tarz çok uygun diyebiliyorum.  

Yediklerimizden oluşan yaşam tarzı hemen karşılığını veriyor; hastalık veya sağlık. Hayat insana ödülünü de cezasını da hemen veriyor. Yoğun bir enerji, damarlarımın bir bir açıldığını hissediyorum. Oruç sonrası vücudumun durumu hakkında verebileceğim bilgi tahlil yaptırdım sonuçları çok güzel çıktı. 

1. Toplam 22 kilo verdim.  
2. Önceki yorgunluktan,  
3. Halsizlikten eser kalmadı.  
4. Moralim çok yüksek. 
5. Gerginlik ve huzursuzluk yok. 
6. İnsanlarla ilişkilerimin kalitesinin de arttığını hissediyorum. 
7. Hiçbir yerimde sarkma olmadı. 
8. Yüzümde çökme kırışma olmadı.  
9. Yüzümün eskisinden daha iyi göründüğünü söylüyorlar.  
10. Derimin inceldiğini ve tazelendiğini gördüm.  
11. Tırnaklarımın rengi değişti, parlaklığı arttı.  
12. Yaşla ilgili vücudumda oluşan deri düğümlemelerinin azaldığını gördüm. 
13. Topuklarımda yarıklar var idi yok denecek kadar azaldı.  
14. Şekerim 3 aylık olarak; 7,5’ten, 6,1’e düştü ilaçsız olarak.

Bunlar yaşadığım güzelliklerden bazıları. Hepsini kâğıda aktarmak ve anlatabilmek bayağı zor. 

Kısaca maddi, manevi çok güzel olumlu sonuçlara ulaştım. Ayrıca tüm insanlığın da haberdar olması ve paylaşması temennisiyle… 

Gülhan Beydemir Beyefendiye de ufkumuzu açan çalışmalarından dolayı teşekkür eder, Allah razı olsun derim.


   

geri dön  sayfa başına dön

Şifa Orucu | © 2012 - 2014 Tüm Hakları Saklıdır. www.sifaorucu.net | Yazılım & Teknik Destek & Tasarım: farkistanbul