Tarifi imkânsız bir his ve acayip bir mutluluk duygusu yaşadım

D. K.


Yazdır


Fazla kilolar, ellerde egzama, sigaradan kaynaklanan nefes sorunu, kabızlık, uykusuzluk, sürekli aşırı yorgunluk ve uyku düzensizliği. Meselenin fiziksel yönüne huzursuzluk, sıkıntı, isteksizlik, bezginlik, bıkkınlık ve mutsuzluk gibi ruhsal birtakım sorunları da eklediğimizde resim tamamlanmış olur.  

Sanki tüm hücrelerime nüfuz etmiş ve sökülüp atılması mümkün olmayan berbat bir hal. Yaklaşık bir ay öncesine kadar fiziksel ve ruhsal olarak içinde bulunduğum durumun özeti. Bu satırları yazdığım şu anda su orucundan çıkalı yaklaşık iki hafta oldu, yukarıda sıraladığım olumsuzlukların artık hiçbirini yaşamıyorum. 

Gülhan Bey’le kuzenlerim vasıtasıyla tanıştım. Tabii önce kitabını okudum. Bir haftalık bir tereddütten sonra yüz yüze görüştüğümüzde her iki kuzenim de orucun son günlerindeydi ve anlattıkları şeylerin yanı sıra gözle görülür derecedeki fiziksel değişiklikler karşısında oldukça etkilendim. Gülhan Bey kendine has yöntemiyle beni muayene etti ve kanımın çok zehirli olduğunu, hatta bugüne kadar bu kadar pis bir kana şahit olmadığını söyledi. Şişmanlığım dışında yaşadığım sıkıntıları da bir- bir söyledi. Ve şu cümleyi ekledi: “Sen bu kadar zehirli bir kan ve hastalıklarla ayakta nasıl duruyorsun?” Ertesi gün su orucuna başladım. 

Bu tedaviyi uygulayan hemen herkes gibi benim de ilk üç günüm biraz sıkıntılı geçti. Sürekli ve fazla yemeye alışmış vücudun isteklerinden kaynaklanan berbat bir durumdu. Tabi bir de sigara içme isteği. Hatta ikinci gün bu durum dayanılmaz bir hal aldı. Nefsimle adeta bir savaşa giriştim. Daha fazla dayanamayacağımı anladım ve bir mandalinayı soymaya başladım. Yarısına kadar soymuştum ki bir anda durdum, derin bir nefes aldım ve kendi kendime kararlı bir şekilde “yemeyeceğim” dedim. 
 
Ben bu kararı aldıktan yaklaşık on beş dakika sonra kuzenim aradı ve sanki malum olmuşçasına bana “ilk üç gün zor geçiyor, sakın niyetini bozma” dedi. Bu beni daha da motive etti. Üçüncü günün sonunda rahatlamıştım ve tedavinin sonuna kadar kesinlikle açlık hissetmedim. Artık sigara da içmiyordum ve dördüncü günden itibaren nefes alıp vermemde çok ciddi bir rahatlama yaşadım. İnanılır gibi değildi. Her gün tırmandığım ve soluk soluğa kaldığım yokuşları artık bir çırpıda çıkar olmuştum, hem de hiçbir yorgunluk belirtisi olmaksızın. Yedinci günün sonunda tam yedi kilo vermiştim ve kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar iyi hissediyordum. Bu hal tedavinin sonuna kadar böyle devam etti. 

Son on güne girdiğimde midemde yanma ve ekşime hissettim. Gülhan Bey ılık su içmek suretiyle kusmamı söyledi. Bunu uyguladım, yanma ve ekşime sona erdi. Ellerimdeki egzama da iyileşmeye başlamıştı.  

Gülhan Bey’in de söylediği gibi su orucunda temiz hava almak oldukça önemli. Evdeyken bu konuda herhangi bir sorun olmadı. Çünkü yirmi bir gün boyunca serin havaya rağmen evde pencereleri hiç kapatmadım. İşin ilginci bu durumun soğuk algınlığı gibi herhangi olumsuz bir etkisi de olmadı. Oruç süresince yaşadığım ilginç şeylerden biri de şuydu. Geceleri uyumak istememe rağmen 3-4 saatten fazla uyuyamıyordum.  

Oruç öncesinde günde on saat dahi uyusam her sabah güçlükle ve son derece yorgun bir şekilde uyanıyor, gün boyu esneye esneye akşamı ediyordum. Aynı durumu yaşayacağımı düşünerek adeta paniğe kapılmıştım ancak gördüm ki 3-4 saatlik uyku bana yeter olmuştu. Sabahları erkenden ve hiç de zorlanmadan, uykumu almış ve dinlenmiş bir şekilde uyanmaya başlamıştım. Üstelik kendimi gün boyu oldukça dinç ve enerjik hissediyordum. 

Günler ilerledikçe su orucunun en önemli unsuru olan oksijen ihtiyacım gittikçe artıyordu. Havasız bir ortamda uzun süre kalındığında vücut konuşmaya başlıyor adeta, “çık dışarıya, hava al, beni oksijenle besle” diye. Evdeyken bu konuda herhangi bir sorun yoktu ancak pencere açma imkânı olmayan ve klimalarla havalandırılan iş yerinde günlerim gerçekten zor geçiyordu. 
Son bir haftayı izin alarak evde geçirdim. Gece gündüz açık olan pencereler sayesinde ve istediğim zaman dışarıya çıkabildiğim için son günler de oldukça rahat geçti. Ancak su içemez olmuştum. Bu durumu Gülhan Bey’e sordum. Bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini söyledi. Zaten kitabında su dahi içmeden yaşadığı oruç deneyimlerinden bahsediyordu. Son bir hafta boyunca en fazla bir litre su içtiğimi söyleyebilirim. 

Gülhan Bey, su orucu süresince dilin üzerinin bembeyaz olacağını, dilin tekrar pembeleşmesinin tedavinin gerçekleştiğinin göstergesi olacağını söylemişti. Yirmi birinci günün sonunda benim dilimin üzeri hâlâ beyazdı. Ancak tekrar işe dönmem gerekiyordu ve işyerim oldukça havasızdı. Bu yüzden su orucu tedavisini daha sonra tekrar yapma kaydıyla bitirdim.  

Gülhan Bey’in verdiği beslenme programıyla yavaş yavaş meyve ve sebze ağırlıklı beslenmeye başladığım ilk günlerde dahi kendimi farklı hissettiğimi söyleyebilirim. Zira oruç süresince yaşadığım hafifliği, dinçliği ve enerjikliği hayatımın hiçbir döneminde yaşamamıştım. Mideme giren birkaç meyvenin ağırlığını dahi hissedebiliyordum.  

Oruç süresince yemek yemeden, hatta bazen su dahi içmeden yaşayabildiğini, üstelik kendini çok iyi hissettiğini gördüğünde insan büyük bir pişmanlık duygusuna kapılıyor. “Onca yıldır neden midemi gereksiz ve zararlı şeylerle doldurmuşum” diyor. Alışkanlıklar karşısındaki esaretini görüp hayıflanıyor.  Su orucunun sağlık açısından faydalarına şahit olmanın yanı sıra insanın kendi bedeninin ihtiyaçları noktasındaki farkındalığının artması en büyük kazanç bana kalırsa. Algılarının gelişmesi, zihninin berraklaşması da cabası. Şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki bu tarifi imkânsız bir his. Acayip bir mutluluk duygusu. Adeta esaretten kurtuluş. Hem fiziksel hem de ruhsal anlamda tüm fazla ve gereksiz yüklerden kurtularak kuş kadar hafiflemek. Yaşadığım deneyimi anlatmak için bu kelimeler bile kifayetsiz kalıyor. 

Yirmi bir günün sonunda on altı kilo verdim. Ellerimdeki egzamaların izi bile kalmadı. Nefes alış verişim düzene girdi. İnşallah sigara içmeye devam etmem ve bu durum kalıcı olur. Kabızlıktan eser kalmadı, günde 3-4 defa tuvalete çıkabiliyorum. Uykum düzene girdi. Sabahları dinlenmiş bir şekilde uyanıyorum, gün boyu dinç ve enerjik oluyorum.  

Huzursuzluk, sıkıntı, isteksizlik, bezginlik, bıkkınlık ve mutsuzluktan eser kalmadı. Müthiş bir özgüven duygusu tüm benliğimi sarmış durumda. Zayıfladığımı görüp şaşıran bazı arkadaşlarım artık bakışlarımın bile farklılaştığını, gözlerimde bir canlılık ve parlaklık olduğunu söylüyorlar. Evet, bunu ben de fark ediyorum. Bundan sonraki yaşamımda dikkatli, dengeli, sağlıklı beslenmek gibi bir amacım var. Sosyal yaşamdan dolayı müdahil olamadığım durumlar karşısında da biliyorum ki su orucu gibi bir arınma metodu var. Kendimi kötü hissettiğimde bir an bile tereddüt etmeden aynı tedaviyi uygulayabilirim.  
Bu da içimi rahatlatıyor. Zaten kendimi ister iyi ister kötü hissedeyim her fırsat bulduğumda (en az yılda bir iki kere) su orucu tedavisini uygulama niyetim var. Zira doğal olduğunu düşündüğümüz meyvelerin bile hormonlu olarak üretildiği bir dünyada yaşıyoruz. İnsan ne kadar dikkat ederse etsin vücuduna toksin girişini tamamen engelleyemez.  

Ayrıca oruç tedavisinin sadece bedensel sağlıkla da bir ilgisi yok. “Kalplerinizi çok yemekle öldürmeyin. Fazla suyun ekinleri öldürdüğü gibi, muhakkak fazla yemekle de kalp ölür” buyuran peygamber efendimizin (a.s) hadisi-i şerifini bizzat yaşadım çünkü. Az yemekle kalbin nasıl da ferahladığına, nasıl da huzura kavuştuğuna şahit oldum. İnancıma uygun bir şekilde, yaşamam gerektiği gibi yaşamak oruç tedavisinin en güzel yanlarından biri. 

Gülhan Beydemir’e ne kadar teşekkür etsem az. Allah, onunla tanışmamı ve tedavisini uygulamamı nasip etti. Şükrediyorum.


   

geri dön  sayfa başına dön

Şifa Orucu | © 2012 - 2014 Tüm Hakları Saklıdır. www.sifaorucu.net | Yazılım & Teknik Destek & Tasarım: farkistanbul