Şifa Orucu

Şifa Orucu Nedir, Ne Değildir?


Yazdır


Bu soruyu yanıtlamaya çalışalım. Daha önceki kitabımızda yazdığımız gibi dünyada tüm uzmanlar bu şifa yöntemini oruç olarak yazdıklarından dolayı biz de şifa orucu diyoruz. Aslına bakarsak bu bilinen oruç değildir. Peki, tedavi midir? Gerçi tedavi de denilir ama tedavi de değildir. Tedavi denilince ilaçlar akla gelir, burada ise saf (H2O) su dışında bir şey kullanılmamaktadır. Peki diyet veya perhiz midir? Hayır, hiç bağlantısı yok. Birçok yerde açlık diyerek de geçer. Hâlbuki açlıkla da hiçbir alakası yoktur.

Şimdi neden açlık değildir sorusuna cevap verelim. 

Bir kaç sene önce bir toplantıdaydım. Karşımda oturan iki doktor (Ferhad ve Babaselim Ferhadovlar) şifa orucu aleyhine sözler sarfediyorlardı. Ben de onlara şöyle dedim 15 ve ya 25 gün gıda al-mamak “aç” kalmak anlamına gelemez. Nasıl yani, diye sordular. On-lara, siz gerçekte iyi doktorsunuz ama maalesef insan vücudunu tanı-mıyorsunuz, dedim. Şaşırdılar, ispatı çok kolay oldu. Dr. B. Ferhadova sordum, size 20 gün hiçbir yiyecek vermesem aç mı kalmış olacaksınız? Tabii aç kalmış olurum, dedi. Peki, sizin en azı 30 kilo fazlanız varken, 20 günde kilonuz neredeyse 15 kilo azalır değil mi? Evet, azalır, dedi. Kilolar nereye kaybolacaktır sizce dediğimde, “şimdi anladım vü-cudum o fazlalıkları yemekle ayakta kalacaktır” diye cevap verdi. Yani bu gerçek bir açlık sayılmaz.

Peki, açlık ne zaman başlar, diye sorabilirsiniz. Açlık denildiğinde fizyolojik gerçek bir açlık düşünülmelidir değil mi? Üstte açıklama-lardan anlıyoruz ki, belli bir zaman aşımı içinde gıda almamak aç kalmak anlamına gelemez. Gerçek açlık vücudun tüm stokları tüketil-diğinden ve normal kilonun da yüzde yirmi beşi yok olduktan sonra başlar.

Tüm organlarımız bizim aklımız ve irademizin dışında kendi gö-revlerini hakkıyla yerine yetirmekle mükellef olarak yaratılmışlardır. Yani dışarıdan hazır gıda almadığımız zaman, vücudumuzda biriken stokların hazım organlarımız tarafından kullanmasına engel olamıyo-ruz. Anlaşılan o ki, insan kendisini kolay kolay aç bırakma yeteneğine sahip değildir. 

İş bununla da kalmıyor, dışarıdan beslenmeyi kestiğimiz zaman alansal bünyemiz evrene kapılarını açmaya başlıyor. Bu konuyu biraz daha açıklayalım: Geçenlerde tüm dünya Hintli bir adamın hiçbir gıda ve hatta su bile almadan 73 senedir hayatta kaldığına şahit oldu. Bilim dünyası bu olayı açıklamakta aciz kaldığını itiraf etti. Penguenler de aynı şekilde yemeden içmeden 4 ay boyunca 40–50 dereceden yüksek soğukta hareket etmeden ayakları üzerinde tuttukları yumurtadan çıkacak yavrularını bekliyorlar… 

Peki, nedir bu olay, diye düşünen oldu mu? Belki de Allah-Teâlâ (c.c.) bununla biz kullarına şunu ispatlamak istiyor: “Ey, zavallı kulla-rım haberiniz olsun ki, sizi yaşatan benim yiyecekler veya içecekler değildir.”

Üstte “alansal bünye” dedik, bu yetenek bitkilerde ve hayvanlarda hep vardır, çünkü o yaratıklar bizler gibi yaratıcılarından kopmamış-lardır. İnsan zahiren insana benzediği halde içi müthiş derecede baş-kadır. Ama hayvanlar öyle değildir, ister ayı olsun, isterse koyun veya öküz, içleri de aynı dışları da. Bu zamana kadar kimse ayıya öküz gibi ayıdır dememiştir. “Ya, olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!” sözünü Mevlana Hazretleri tesadüfen dememiştir herhalde.

İnsan uzun süre gıda almadığı zaman alansal bedeni havadan ve güneş ışınlarından ince enerji almaya başlar. Bu enerji gıdalardan al-dığımız enerjiden daha temiz, besleyici ve mükemmeldir. Buradan anlıyoruz ki, “yaşam enerjisi” denilen o muhteşem enerjinin yüzde seksenini Rabbimiz bizlere havadan ve güneşten bedavaya veriyor. Ama biz çok fazla yediğimizden dolayı alansal bedenimiz dışarıya kapanmıştır. Bu yetenek uzun oruç zamanı ortaya çıkar. Bu özellik aynı zamanda çok az yiyen insanların özelliğidir. 

Bizler nasıl ki ağır bir işle uğraştığımızda yoruluruz aynı şekilde organlarımız da yemeklerden özellikle fazla yemekten yorgun düşer. Sindirim sistemimize, kalbimi-ze ve sinirlerimize hakkıyla dinlenme imkanı vermeksi-zin yiyoruz. Biz yemek yemeyi severiz yerken mutluyuz. Ama organlarımıza nasıl zulmettiğimizin farkında deği-liz. İnsan yemeye başlarken mutludur tıka basa yedik-ten sonra kimsede o mutluluktan eser kalmaz. 

Oruçta büyük manalar vardır ve insanın hayatında hem psikolojik hem de duygulu tesirler bırakır. Tedavi maksadıyla tutulan oruç belli bir günler veya haftalar ye-mek yemeden yaşanmalıdır. Bu bir tedavi usulüdür dini oruçla bunu kıyaslamak olmaz. Dinde oruç Allah’ın emrine göre icra edilir ve in-sanlar belli günlerce ibadet olarak oruç tutar. Fakat in-sanlar orucun sağlığa ne kadar faydalı olduğunu bile-mezler, iftarda çok fazla yemek yerler ve neticede kilo alırlar, belli ki, kilo almakla beraber hastalanırlar, çün-kü kilo bütün hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olan başlıca sebeptir. Uygun bir şekilde ve belli zamanlarda oruç tutarsanız, bedeninizde hayatınız boyu birikmiş olan toksinlerden temizlenmiş olursunuz, ne-ticede eğer hastaysanız bütün hastalıklardan kurtulursunuz ve gelecek hastalıklara karşı güçlü bir savunma kazanmış olursunuz. Hasta veya yaralı hayvanlar kendilerini iyileştirmek için gizli bir yere çekilirler, yaraları iyileşene veya hastalıktan kurtulana kadar oruç tutarlar. Fakat her zaman ameliyat, sargı veya dermana ihtiyaçları olmadan istedikleri sağlığa kavuşurlar. Hayvanlar sadece yaralı ve hasta oldukları zaman oruç tutmazlar. Varlıklarını korumak için hususi günlerde de oruçlu olurlar. Misal olarak, ayılar bütün kış uyur.

Oruç uzmanı Dr. M. Shelton bu konuyu şöyle açıklamaktadır:

Tüm canlılarda hayat fonksiyonları oruç esnasında da durmadan devam eder. Örneğin kış uykusuna yatan hayvanlar kışın dondurucu soğuğunda vücut sıcaklıklarını sürdürebilmek için bir enerji harcarlar. Hayvanlar ve insanların her biri oruçlu durumdayken nefes alma, kalp atışı ve nabız fonksiyonuna devam etmek zorundadırlar. Kan organları dolaşmaya devam eder ve atılacak toksinleri almak için do-kulara kadar ilerler. Yaşamın hayati fonksiyonlarına daha yavaş da olsa devam edilir. Hücreler tekrar doldurulmalı yaralar tekrar iyileşti-rilmelidir. Bütün bu kanaatlere yıllar süren incelemeler sonunda vardım. Bundan başka hiçbir besin alınmadan bile gelişmenin ve büyümenin olabileceği gerçeğini de daha sonra ilave edeceğim. 

Yaşamın tüm belirtileri taşınma, sindirim ve benzer tüm fonksi-yonlar vücuttaki materyallerin kullanımına bağlıdır. Eğer bir organ çalışma durumundaysa onun çalışabilmesi için lazım olan tüm mater-yallerin mevcut olması gerekir. Eğer vücut hazır besin bulamazsa, bu sefer organlar depoladıklarını kullanırlar.

Ve eğer yaşam devam ediyorsa hareketliliğin temel fonksiyonla-rında asla kısıntı yapılmaz. Kış uykusuna veya yaz uykusuna yatan hayvanlarda da hayat fonksiyonları minimum düzeye düşer fakat hay-van nefes alır nabız atar, kalp kan pompalamaya devam eder. Bu durumda da ayı yavruladığında depo ettiği sütünü yavrusuna verir. Yani kış uykusu boyunca hayvan süt üretmiştir. Dokulardaki besin ihtiyacının sadece günlük yiyeceklerden karşılanmadığına dair, hayvanlar aleminde oruç tutan hayvanlarla ilgili o kadar çok örnek vardır ki.. Oruç tutan bir hayvanda hayatsal aktivitelerin gerçekleşme-sini sağlayan besinler başka kaynaklardan sağlanır. 

Evet, bir canlı hayati fonksiyonlarını hiçbir besin almadan veya sindirim yapmadan nasıl sürdürebilir? Normal bir vücut böyle bir za-manda depoladığı besinleri kullanır ve şişmanlıktan kurtulur; kemik iliğinden glikojen, kas suları ve laktik asitten vitamin ve mineraller sağlanır. Daima bütün sağlıklı vücutlar her zaman böyle bir açlıkla kalabilirmişçesine besin depo eder. 

Oruç nasıl tatbik edilirse edilsin, ister uçak kazası olayındaki gibi, ister madende kalan madenciler örneğindeki gibi, isterse bir hastalık durumundan dolayı veya gönüllü olarak insanların kilo vermek için uyguladıkları şekilde olsun yiyecek yenmediğinde, vücut kendi içinde depoladığı rezervleri kullanmaya başlar, bu da kilo vermeye sebep olur. 

Özellikle vücudumuzdaki depolanan besinler oruç gibi zamanlar için saklanıyorsa fazla miktarda depo edilmiş maddeleri bu metotla yok edebiliriz. Kanda ve lenfte, kemiklerde ve özellikle kemik ilikle-rinde, vücut yağlarında, karaciğer ve diğer keselerde ve hatta kişisel hücrelerde bile vücut, protein, yağ, şeker, mineral ve vitamin saklar ve bunları kıtlık zamanlarında kullanmak üzere depo eder. Vücudumuz böyle programlanmıştır.


   

geri dön  sayfa başına dön

Şifa Orucu | © 2012 - 2014 Tüm Hakları Saklıdır. www.sifaorucu.net | Yazılım & Teknik Destek & Tasarım: farkistanbul